Eskişehir Gezi Rehberi

Eskişehir Gezi Rehberi

Türkiye’nin en kabalık illerinden biri olan Eskişehir’e yolumuz Yüksek Hızlı Treni kullanma isteğimiz sayesinde düşüyor. Sonunda biletlerimizi alıyor, çantalarımızı hazırlayıp yola koyuluyoruz.

Kişi başı 35 TL vererek aldığımız biletleri bir süredir kapalı olan Sirkeci veya Haydarpaşa Gar’ında kullanamayacak olmanın üzüntüsü içinde Pendik Garı’na doğru yollanıyoruz. Metrobüsle Söğütlüçeşme'ye kadar gelip, Söğütlüçeşme'den Pendik'e giden otobüslerden birine biniyoruz. Evden Pendik’e gidene kadar 2 saatimiz yollarda geçiyor. Hiçbir ülkede trene binerken güvenlik önlemlerinden geçmediğimiz halde kendi ülkemizde yoğun güvenlik önlemlerinden geçerek trenimize biniyoruz.

Raylı sistemlerin pek önemsenmediği, tren kullanımının diğer ülkelere göre çok az olduğu ülkemizde Yüksek Hızlı Tren (YHT)’in yapılmış olmasına gerçekten seviniyor, YHT'in konforunu ve hızını çok seviyoruz. “Keşke tüm Türkiye’de tren kullanımı artsa demeden geçmiyoruz!”. Çünkü tren kullanımı otobüse göre çok rahat, uçağa göre ise daha ucuz. Ayrıca bütün yolculuklardan da daha keyifli...

Yaklaşık 3 saat süren bir yolculukla Eskişehir’e varıyoruz. Şehir iner inmez sizi Nasreddin Hoca heykeli karşılıyor. Çünkü Eskişehirliler Nasreddin Hoca'nın Eskişehirli olduğuna inanıyor. Gardan çıktıktan sonra Porsuk Çayı’na yürüyoruz. Porsuk’un üzerinde rengarenk boyanmış köprülere, yol boyunca birbirinden güzel çeşit çeşit heykele rastlıyoruz. Şehir daha ilk dakikalarda bize çok Avrupai geliyor. Otelimize varıp eşyaları bıraktıktan sonra şehri keşfetmeye başlıyoruz.

M.Ö.14. yüzyılda Hititler’in Eskişehir merkezli bir devlet kurmasıyla başlamış Eskişehir’in hikayesi. Sonra M.Ö. 12. yüzyılda Anadolu’ya giren Frigler buraya yerleşmiş. Daha sonra ise Lidyalılar, Persler, İskender İmparatorluğu, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı İmparatorluğu derken Cumhuriyet tarihinin ilkler şehri olmuş Eskişehir… İlk Köy Enstitüsü 1940 yılında burada açılmış,  İlk Türk otomobili Devrim'in üretimi burada gerçekleşmiş, İlk Türk lokomotifi Karakurt’un burada üretilmiş.

Kısacası Eskişehir tarih boyunca hep kendini geliştiren bir kent olmuş. Özellikle de uzun yıllar Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü yapan Prof. Dr.Yılmaz Büyükerşen’in 1999 yılında Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı devralmasıyla şehir yeni bir çehreye kavuşmuş. Büyükerşen, "Çağdaş Halkevleri ve Köy Enstitüleri Modeli" diye nitelendirilen "Eğitim Parkları" ve "Semt Eğitim Birimleri"ni hayata geçirerek Türkiye’nin diğer kentlerine örnek gösterilen pek çok projeye imza atmış. Bunlar arasında Porsuk Çayı’nın çevre düzenlemeleriyle birlikte temizlenmesi, üzerindeki taşıt ve yaya köprülerinin yenilenmesi, şehrin bir çok bölgesinde yüzlerce dönüme yayılan dev bölge parklarının yapılması, kent içi ulaşımda raylı sistemin kurulması, yeni kültür sanat ve kongre merkezlerinin hizmete açılması, Senfoni Orkestrası, Şehir Tiyatroları gibi sanat kurumlarının kurulması, tarihi yapılara yönelik koruma ve yaşatma projelerinin hazırlanıp yaşama geçirilmesi, şehrin yeni arıtma tesisleri ile birlikte altyapı eksiklerinin tamamlanması, su altı dünyası, bilim deney merkezi, uzay evi, eğitim merkezleri gibi bir çok yatırımın hizmete açılması, aralarında Türkiye’de tek olan Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi’nin de yer aldığı yeni müzelerin kurulması gibi projeler bulunuyor.

Yani anlayacağınız şehrin bu Avrupai havası Büyükerşen’in projeleri sayesinde oluşmuş. Şehir özellikle de Slovenya’nın başkenti Ljubljana ve Amsterdam’a çok benziyor.

Şehir yürüyerek rahatça gezilebiliyor. Şehrin bir üniversite şehri olması gençlere yönelik yaşam koşullarının önemsenmesinde etkili olmuş. Bu yüzden de herşey oldukça ucuz ve şehir tam bir öğrenci kenti.  Sokaklardaki kafeler, kahvaltıcılar, barlar şehrin genç havasını sokaklara taşırıyor.

Şehirde müzelere, parklara İstanbul’daki gibi çok para vermeden rahatça girilebiliyor. Sazova Parkı gibi her şehirde bulunması gereken nefes noktalarına giriş ise ücretsiz. Eskişehir’de bu yüzden yaşam koşulları İstanbul’a göre çok daha kaliteli ve ucuz. İnsanlar birbirlerinin haklarına girmeden sosyalleşebiliyorlar.

Merkezden yürüyerek Odunpazarı’na geçilebiliyor. Odunpazarı Eskişehir’in ilk yerleşim yerlerinden biri. Şimdilerde geçmişten günümüze kadar ulaşan rengarenk evleriyle UNESCO Dünya Mirasları Geçici Listesi’ne girmeye hak kazanan Odunpazarı turistlerin en uğrak noktası. Bölgede bulunan rengarenk evler onu şehrin diğer kısımlarından ayırıyor. Odunpazarı halkı atölyelerinde işledikleri lületaşı hediyelikleri satarak ya da evlerini kafelere, otellere çevirerek geçimlerini sağlıyorlar. 

ESKİŞEHİR’DE NEREDE KALINIR?

Eskişehir’de kalacak yer alternatifi olarak bütçenize göre irili ufaklı çok sayıda otel, daire ya da hostel bulunuyor. Genellikle Porsuk Çayı’nın çevresine konumlanmış oteller bile cebinizi yakmıyor. Biz kalacak yer olarak Eskişehir Büyük Hotel’i tercih ediyoruz. Tek kişilik, iki kişilik, üç kişilik odaların bulunduğu hotelde kişi başı 50 TL vererek kalıyoruz. Önünde tramvay durağının bulunduğu ve merkeze çok yakın bir mesafede bulunan hotele ödediğimiz fiyata kahvaltı ücreti de dâhil.

ESKİŞEHİR’DE ULAŞIM

Türkiye’deki çoğu ilde olduğu gibi Eskişehir’de de havaalanı bulunuyor. İlk sefer 2005 yılında Brüksel´den yapılmış. THY ile İstanbul-Eskişehir uçuşları ise 2007 yılında başlamış. Ama insanların çoğu Eskişehir’e gitmek için otobüs ya da trenle ulaşımını tercih ediyor. Eskişehir’in ana karayol bağlantısı gelişmiş olduğu için her ilden kalkan otobüslerle şehre rahatça gelinebiliyor. Trene gelince Türkiye’deki demiryollarının kavşak noktalarından biri olan Eskişehir’e günde yaklaşık 60 tren uğruyor. Pendik Garı’ndan Ankara yönüne giden tüm trenler Eskişehir'den geçiyor. 2009 yılında Yüksek Hızlı Tren Ankara - Eskişehir arasında tarifeli seferlerine başlayınca tren kullanımı artmış, hızlı tren İstanbul’ a kadar uzanınca da şehirlerarasındaki ulaşım giderek daha kolay bir hal almış. Tren yolculuğu otobüs yolculuğuna daha güzel. Ancak Pendik Garı’nın İstanbuL'un merkezinden uzak bir konumda olması rahatlıkla trene binip istediğiniz yere gitme özgürlüğünüzü engelliyor. Bu yüzden Sirkeci ve Haydarpaşa Garları’nın en kısa sürede açılmasını diliyoruz.

Eskişehir’in şehir içi ulaşımına gelince;

Eskişehir’de çoğunlukla yürüyerek gezilebilecek bir şehir. Bu yüzden pek de ulaşım araçlarını kullanmanıza gerek yok. Eğer illa bir ulaşım aracını kullanacağım diyorsanız bisiklet kiralamanızı öneriyorum. Çünkü Porsuk Çayı’nın etrafını bisikletle dolaşmanın keyfi bir başka. Şehirde zaten bisiklet kullanan insanların sayısı da dikkat çekiyor.

Bunun yanında Eskişehir’de 45 km uzunluğa sahip ve 7 hattan oluşan EsTram adı verilen tramvaylar kullanılıyor.  Tramvaya binmek için EsTram bileti almanız gerekiyor. Yine şehir içinde ulaşımı sağlamak için halk otobüsleriyle minibüsler de bulunuyor. Otobüse binmek içinse EsBilet almanız gerekiyor. Eğer Eskişehir’de uzun süre yaşayacaksanız da EsKart almanızda fayda var. Bizdeki akbillere benzeyen bu kartlarla daha uygun fiyata ulaşım sağlamanız mümkün.

Ayrıca Eskişehir’de Venedik’i aratmayan gondollarla Posuk Çayı’nı turlayabiliyorsunuz. 10-15 dakika süren 4 kişilik bir gondol turu sadece 25 TL. “Gondol benim neyime!” diyenler içinse Esbotlar var. Esbot turları gondol turlarından daha uzun sürüyor ve bindiğiniz rotanın uzunluğuna göre fiyatları 3,5 ile 7 TL arasında değişebiliyor. Ama ikisinin de zevkinin ayrı olduğunu söyleyebilirim.

ESKİŞEHİR’DE NE YENİR?

Anadolu’nun diğer illerinde olduğu gibi Eskişehir’in de kendine ait bir mutfak kültürü var. Ancak bu mutfak kültürü şehrin aldığı göçler sayesinde giderek çeşitlenmiş. Kafkaslar’dan ve Balkanlar’dan gelen göçmenlerin şehre getirdiği lezzetler zamanla Eskişehir’le giderek özdeşleşmiş ve onla birlikte anılır olmuş. Bunların en başında tabi ki sizin de tahmin edebileceğiniz gibi “çibörek” geliyor. Tatarlar’ın geleneksel hamur işlerinden biri olan çibörek kıyma, soğan ve baharat karışımının yufkaya sarılıp, kızartılmasıyla yapılıyor. Çibörek satan dükkânların açılmasıyla tüm şehre mal olmuş bir lezzet haline dönüşen çibörek, herkes tarafından çok seviliyor. Zaten çibörek satan dükkanların her daim kalabalık olmasından bunu anlıyorsunuz.

Eskişehir’de tatmanız gereken bir diğer lezzet de Balaban Kebabı. Bu kebap adını Tatarca “Çok” anlamına gelen “Balaban” kelimesinden alıyor. Lezzetini kemik suyundan alan Balaban Kebabı, en güzel 1938 yılında Abdüsselam Soyarık ustanın kurduğu “Abdüsselam Köftesicisi”nde yapılıyor.  Toyga çorbası, cimcik mantısı, haşhaşlı çörek de yörede ünlü olan diğer tatlardan.

Benim Önerilerim: Papağan Çiğbörek’te çibörek porsiyonu (Bir porsiyonda 5 adet var.) 8 TL, Abdüsselam Balaban Kebap’ta kebap 24-30 TL.

ESKİŞEHİR’DEN NE ALINIR?

Eskişehir’de alacağınız çoğu şeyin çok ucuz olduğunu söylemek mümkün. Şehir merkezi’nde birşeyler alabileceğiniz çok sayıda dükkân var. Ama Odunpazarı tarafı uygun fiyatlı hediyelikleri ve birbirinden güzel seçenekleriyle daha çok ön plana çıkıyor. Burada 1 TL’ye magnet alabileceğiniz gibi, lületaşı ürünleri de rahatlıkla bulabiliyorsunuz. Bunun nedeni ticari olarak işlenebilen lületaşının neredeyse tamamının Eskişehir’de bulunması ve yerli halkın geçim kaynaklarını bu yönde şekillendirmesinden kaynaklanıyor. Hal böyle olunca da el yapımı lületaşı ürünleri atölyelerinden uygun fiyatlara alabiliyorsunuz.

Bunun dışında çiböreği eğer eviniz yakın değilse eve götürmenizi tavsiye etmiyorum. Çünkü bozulabiliyor. Eğer illa yiyecek bir şeyler almak isterseniz de Eskişehir’in met helvası da ünlü. Pişmaniyenin bir çeşidi olan bu helvayı çikolata dükkânlarında kolayca bulabiliyorsunuz.

SON: Anadolu’dan bir şehrin Avrupa şehirleriyle yarışacak kadar güzel olması bizi bir hayli gururlandırıyor. Çok ara vermeden tekrar buraya geleceğimizi bilerek şehirden ayrılıyoruz.

*Eskişehir'e gitmeden önce "Eskişehir’de yapmadan dönmemeniz gereken 10 şey" listesine de bir göz atmayı unutmayın!

 

 

 

Yorumlar